Köşe Yazıları

Gelecekten Gelmeyen Adam | 12- Fare Gibi

Gelecekten Gelmeyen Adam | 12- Fare Gibi

Bu hafta biraz genel yazalım hep olan geçmişte de gelecekte de var olan bir sorunu, gereksiz yere insanın kendisiyle olan gereksiz bir savaşı yazayım dedim. Halbuki mesele herkes normal akışına bırakıp yaşasa çoktan çözülüp mesele olmaktan çıkacak ya neyse…

Kuytu köşelerde sessizce, solukları yedikleri cop veya hakaretle kesilerek, görmezden gelinip, geceleri sultan, gündüzleri “mahluk”  gözüyle bakılan fare gibi köşelerde yaşamaya itilen TRAVESTİLER…

Ne zaman onların hakları veya kişilikleri var sayılacak.

Bu gün ülkemizde biraz vergiyi fazla ödedi diye mahkemelerde devleti devlete şikayet eden veya komşusu ona etnik kimliği farklı diye hakaret davası açılan ve bunlar manşet manşet Türkiye gündemine gelirken, onlarca “insan” geceleri uğradığı hakaretleri, psikolojik ve bedensel darbeleri, gaspları ve dahası cinayetleri hiçbir şekilde duymaz hatta görmezden geliyorlar.

Önce halk onları fare gibi yaşamaya itip ardından da onlardan bir şeyler talep ediyorlar.

Peki çözüm!

Biliyorum belki kaç kişi bunları yazdı çizdi, duygulandırdı veya üzdü ama çözüm üretmedi.
Bende üretemiyorum, düşünüyorum acaba gerçekten nasıl yardımcı olunur diye.
Biliyorum ve duyuyorum avukat, doktor hatta öğretmenlik mezunu kaç travesti var. Ama hiç biri mesleğini yapamıyor “et ticaretine” itiliyor. İşte tam bu ticaretten rahatsız olan halk çıkıyor karşımıza. Ticareti görünce halk ya torbasını kabartıyor sessizce su götürüyor yada haksız kazanç deyip kazan kaldırıyor. Kazan kaldıran halk “madem yapacaksınız bizim görmediğimiz, duymadığımız daha doğrusu görmezden ve duymazdan geldiğimiz saatlerde yaşayacaksınız” diyor. Niçin bunu yapıyorsunuz diye birde yargılıyor.

Yani hem özgürlük kavramını çiğniyor hem de terbiye ve hoş görü sınırlarını aşıyorlar. Şöyle ki herkes özgürlük kavramını yaparken “bir başkasının özgürlüğünün başladığı noktada senin özgürlüğünün bittiği, sınırları geniş bireysel yaşam modeli” der. Fakat travestilerin özgürlüklerinin başladığı noktalarda halk kendi özgürlüklerini bitirmeyip gece yaşa deyip ardından hoş görü dediğimiz “dindar gençlerin dinden bir haber dinin buyurduğu fakat yerine getirilmeyen şeyle” onları aşağılayıp neden siz namuslu meslek yapmazsınız derler.

Tamam, işin pembe dünyasından bakalım misal travesti bir doktor. Kaç kişi giderde muayene olur. Ben diyorsanız emin ol bir, iki derken toplum dışlar vaz geçersiniz.

Yada öğretmen. Kaçınız çocuğunu verirsiniz.

Bakın canım halkım yine olmadı. Pembe dünyada da yine özgürlük ve hoş görüyü unutup çıkar derdine düştünüz. Bence artık onları görelim, haklarını haddimiz olmadan aldığımız haklarını geri onlara verelim.

Çözüm bulamasam da ben görüyorum ve duyuyorum sizde görün ve duyun emin olun çözüm başlıyor…

Ha derseniz ey garip köylü gelecek de durumlar ne açıkçası net seçemesem de sanırım insan nüfusu hep azalacak nefret cinayetleriyle. Yine bir otoban kenarında üzerinde bir başka arkadaşının nefret cinayetinin haberi olduğu gazete katlarının örtülü olduğu bir gazete sayfasıyla bu dünyadan renkli bir ruh göç edip gidecek. Çektiği acılar ise çocukluğunda hep hayalini kurduğu o kadın çantasında yanında taşıyacak sonsuza dek….

Gökkuşağında mavi kadar pembede var unutmayalım…

 

Burak Dikilitaş

Eylül 23rd, 2014

No Comments

Bir Cevap Yazın

ON AİR